Son zamanlarda üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir mesele var. Öyle günlük siyasi polemiklerin, isimlerin ya da kurum etiketlerinin ötesinde… Toplumun geleceğini doğrudan etkileyen bir sorun bu.
Siyasi yapılar, kuruluş amaçları itibarıyla toplumu birleştirici, yol gösterici ve referans olma niteliği taşır. Ancak bugün gelinen noktada bu işlevin ciddi biçimde aşındığını görmek mümkün. Daha da üzücü olan ise, bu yanlış gidişata bir yanlışın daha eklenmesi.
Sorun nerede başlıyor?
Bir kurumda işe alım süreci, bilgiyle, emekle, donanımla değil de “referansla” şekillenmeye başladığında… İşte tam da o noktada liyakat yara alıyor. Bu durum sadece kurumu zayıflatmıyor; aynı zamanda adalet duygusunu da derinden sarsıyor.
Referansla işe başlayan bazı gençlerde oluşan özgüven ise bambaşka bir sorun alanı. Sağlıklı bir özgüvenden bahsetmiyoruz elbette. Daha çok, sorgulanamaz olduğunu zanneden, yaptığı hatayı dahi savunma gereği duymayan bir tavırdan söz ediyoruz.
Kurum içinde en ufak bir eleştiriyle karşılaştığında,
“Ben falanca yapının gençlik kollarındayım”
cümlesinin bir kalkan gibi öne sürülmesi, meselenin vahametini açıkça ortaya koyuyor.
Oysa kurumlar; siyaset üstü duruşun, iş ahlakının ve liyakatin temsil edilmesi gereken yerlerdir. Kurum kültürü; referansla değil, sorumlulukla büyür. Emek vermeden kazanılan her koltuk, bir başkasının umudundan çalınmıştır.
Bu düzen sürdükçe ne olur?
Gerçekten çalışan, üreten, kendini geliştiren gençler geri çekilir. “Ne yaparsam yapayım fark etmiyor” duygusu yayılır. Kurumların içi boşalır, verim düşer, adalet duygusu zedelenir.
Asıl tehlike ise şudur:
Liyakati değil referansı normalleştiren bir toplum, yarınına güvenle bakamaz.
Bu nedenle mesele bir kişi, bir kurum ya da bir yapı meselesi değildir. Bu, hepimizin meselesidir.
Yanlışı savunmak yerine, yanlışı düzeltme cesareti gösterilmelidir.
Unutulmamalıdır ki;
Referans geçici olabilir ama liyakat kalıcıdır.
Ve bir toplum, ancak hak edenlerin hak ettiği yerde olduğu ölçüde güçlüdür.
Yorumlar
Kalan Karakter: