Bazı hayatlar vardır; parayla değil yoklukla yazılır.
Bazı insanlar vardır; imkânsızlık onları durdurmaz, aksine harekete geçirir.
Ve bazı “deliler” vardır ki, tarih onları mucit diye anar.
Konya’nın Akşehir ilçesine bağlı Altuntaş köyünde başlayan bu hikâye, işte tam da böyle bir hayatın hikâyesidir. Traktör alacak parası olmayan bir çocuğun, yokluğu bahane etmek yerine onu imkâna çevirerek Anadolu’nun kaderine dokunuşunun hikâyesi…

Bugün Akşehir–Ilgın yolu üzerinde, Altuntaş mahallesinde ortaokulu’nun hemen yanı başında yer alan o eski dükkânı görenler, belki sıradan bir bina sanır. Oysa orası sıradan bir yer değildir. Orası, yokluğun içinden doğan bir dehanın, Anadolu aklının ve alın terinin tarih yazdığı yerdir.

Burası, halkın ona taktığı isimle “Deli İsmail”, gerçek adıyla İsmail Aktekin’in atölyesidir.
İsmail Usta’nın hikâyesi çocuklukta başlar. Takvimler 1960’lı yılları göstermektedir. Yokluk yıllarıdır. Köyde traktör sayılıdır; olanlar da uzaktan izlenir. Traktör köye geldi mi, sesi herkesi heyecanlandırır. Ama İsmail için o ses, sıradan bir motor gürültüsü değildir. O ses, bir hayalin çağrısıdır.
Anlatılır ki; köye gelen traktörün sesini dinler, köyün çıkışına kadar arkasından yürürmüş. Motorun çalışmasını, çıkardığı sesi, titreşimini zihnine kazırmış. Okuma yazması yoktu. Mühendislik eğitimi almamıştı. Ama onun zihni, bir dişli gibi çalışıyordu. Gördüğünü değil, duyduğunu çözen bir zekâya sahipti. İsmail usta bir mucitti.

Traktör alamıyordu. Ama vazgeçmedi. Hayal kurmakla yetinmedi. Hayalini üretmeye karar verdi.
1962–1963 yıllarında, Altuntaş köyünde, hurda parçaları bir araya getirerek çelik bir şase yaptı. Üzerine, halk arasında “pancar motoru” olarak bilinen tek silindirli su motorunu yerleştirdi. Motor çalıştığında çıkan o kendine özgü ses, aracın adını da koydu:
Pat… pat… pat…
Böylece bugün Türkiye’nin dört bir yanında kullanılan, literatüre girmiş bir araç doğdu: Patpat.
Köyde ona “deli” dediler. Ama bu delilik aklını yitirmişlikten değil; delice düşünebilme cesaretinden geliyordu. Hurda parçalarla yoktan var eden, motoru konuşturan bir mucitti o.
İsmail Usta’nın yaptığı icatlar Altuntaş’la sınırlı kalmadı. Dilden dile yayıldı. Önce ilçe, sonra bölge, ardından Türkiye… Hatta yurt dışından merak edip gelenler oldu. Belgeselciler, televizyon programları bu hikâyenin peşine düştü. O toz kokan rafların arasında, Anadolu’dan dünyaya uzanan bir hikâye yazıldı.

Altuntaş bugün patpat denince akla gelen merkezlerden biriyse; Afyonkarahisar’dan Isparta’ya, Akşehir’den Ege köylerine kadar bu kültür yayılmışsa, bunun temelinde Altuntaş’ta “deli” denilen bir adamın aklı vardır.
İsmail Usta’nın hayalleri patpatla sınırlı değildi. Kendine imkân verilse bir uçak yapmaya niyetlendi. Okuma yazma bilmeden, mühendislik eğitimi almadan, karmaşık mekanizmaları çözen bir zekâydı o. Anadolu’nun “gizli dehaları”ndan biriydi.

Ne yazık ki bu büyük hayal yarım kaldı. Talihsiz bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Büyük düşünen bir adam, küçük bir anda aramızdan ayrıldı.
Bugün Altuntaş köyü mahalleye dönüşmüş olabilir. O atölyenin rafları boşalmış, parçalar azalmış olabilir. Ama İsmail Usta’nın mirası hâlâ ayakta.

Oğlu Ahmet Aktekin ve ailesi, bugün sondaj makineleri, patpatlar, su ve pancar motorları üretiyor. Üretim modern alanlara taşınmış olsa da, o ilk atölye hâlâ yerinde duruyor. Duvarları konuşuyor, zemin hatırlıyor. Yağ, metal ve emek kokusu hâlâ orada.

Bir Gazeteciden Önce Bir Baba Olarak…
Bu hikâyeyi yazarken sadece bir gazeteci değildim.
Her şeyden önce bir babaydım.

Oğlumun böylesine hassas, böylesine derin bir konuya ilgi duyması, iz sürmesi, merak etmesi beni gururlandırdı. Onunla birlikte gittiğim o tarih kokan atölyeyi yerinde görmek, sadece bir mekânı değil; bir hayatı, bir zihni, bir dönemi hissetmekti.
Bugün dizilerde, filmlerde kurgulanmış hikâyeler izliyoruz.
Gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim:
Bugün Gönül Dağı dizisinde anlatılan, Anadolu’nun bir köyünde yokluk ve kısıtlı imkânlar içinde yaşayan; hayallerini, imkânsızlıklar nedeniyle hayata geçiremeyen gencin (Taner) hayatı, aslında nice “İsmail Usta”yı temsil ediyor. Yokluktan doğan hayallerin, yaşanamayan mucitlik hikâyelerinin anlatıldığı bu yaşamlar; dizilere, filmlere ilham olacak kadar anlamlı ve derin bir hikâyeyi gözler önüne seriyor.
O atölyede sadece makineleri değil, yarım kalan hayalleri gördük. Oğlumun gözlerindeki heyecan, bu toprakların değerlerinin yeni bir kuşakta karşılık bulduğunu gösterdi.
Bazı insanlar vardır; yaşadıkları yoksulluk onları küçültmez, aksine büyütür.
İsmail Usta da onlardan biriydi.
Bazen en büyük icatlar, en büyük yokluklardan doğar.
Ve bazen “deli” dediklerimiz, geleceği herkesten önce görür.
Altuntaş’taki o dükkân sadece bir bina değildir.
Orası, Anadolu’nun aklıdır.
Orası, patpatın doğduğu yerdir.
Ve tarih,
Deli İsmail’i bir tamirci olarak değil, bir mucit olarak yazmıştır.
Yorumlar
Kalan Karakter: