Yarıyıl tatiline girerken öğrenciler için karne, yalnızca akademik bir belgeden ibaret değildir. Aynı zamanda eğitim sisteminin hangi değerleri önemsediğini, hangi mirası görünür kıldığını da gösteren sembolik bir araçtır. Bu nedenle son dönemde karneler ve “gelişim raporu” uygulamaları etrafında yapılan tartışmalar, yalnızca bir format değişikliğinin ötesinde ele alınmalıdır.
Mevcut uygulamada karneler tamamen kaldırılmamış, yalnızca 1. ve 2. sınıflarda gelişim raporu adı verilen bir belgeye geçilmiştir. Üst sınıflarda ise karne uygulaması devam etmektedir. Bu bilginin doğru şekilde aktarılması önemlidir; zira sağlıklı bir tartışma ancak doğru zeminde yapılabilir.
Ancak tartışmanın asıl odağı belgenin adı değil, içeriğidir. Gelişim raporlarında Atatürk’ün resminin ve İstiklal Marşı’nın yer almaması, birçok kişi için pedagojik bir düzenlemeden ziyade sembolik bir eksiklik olarak algılanmaktadır. Çünkü Atatürk ve İstiklal Marşı, Türkiye’de eğitimin kurucu hafızasının parçalarıdır. Bunların görünürlüğü yalnızca geleneksel bir alışkanlık değil, aynı zamanda tarihsel bir sürekliliğin ifadesidir.
Atatürk’ün “Bütün ümidim gençliktedir” ve “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır” sözleri, eğitimi yalnızca bilgi aktaran bir süreç olarak değil, bilinç ve sorumluluk kazandıran bir alan olarak gördüğünü açıkça ortaya koyar. Bu nedenle eğitimde kullanılan belgelerde bu mirasın yer alıp almaması, toplumun doğal olarak sorguladığı bir konudur.
Bu noktada dikkat çeken unsurlardan bir diğeri de çevresel boyuttur. Gelişim raporları, tek sayfalık karnelerin aksine sayfalarca süren belgelerden oluşmaktadır. Dijitalleşmenin ve sürdürülebilirliğin sıkça vurgulandığı bir dönemde, kağıt kullanımını ciddi biçimde artıran bu uygulamanın ne kadar gerekli olduğu sorusu kaçınılmazdır. Bu durum yalnızca maliyet değil, çevresel sorumluluk açısından da değerlendirilmelidir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, meseleyi bir siyasi saflaşma alanına dönüştürmemektir. Tartışma, hükümet ya da muhalefet ekseninde değil; eğitim politikalarının toplumsal hafıza üzerindeki etkisi üzerinden yürütülmelidir. Kademeli değişimlerin uzun vadede nasıl sonuçlar doğurabileceğini sormak, bir taraf tutmak değil; demokratik bir toplumda olması gereken eleştirel refleksin bir parçasıdır.
Sessiz kalmamak, taraflı bir tartışma yaratmak anlamına gelmez. Aksine, sorularını sakin ve saygılı bir dille dile getiren gençler, eğitimin asıl amacına hizmet eder. Çünkü bir toplum, değerlerini tartışabildiği ve bu tartışmayı bilgiyle yapabildiği ölçüde güçlenir. Sonuçta mesele bir karne ya da rapor meselesi değildir. Mesele, eğitimin hangi tarihsel ve kültürel referanslarla şekillendiğidir. Bu soruyu sormak, ne geçmişe körü körüne bağlılıktır ne de değişime kapalı olmaktır. Bu, hafızasını koruyarak geleceği inşa etme çabasıdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: